Yapacağınız iyiliği geciktirmeyin, çünkü bu yoldan bir daha geçmeyeceksiniz.
üzülmek
Boğazına mermi parası saplanmış bir asker doktoruna bir kağıt yazarak sorar;
-Yaşayacak mıyım?
“Evet” cevabını alır, bu sefer
-Konuşabilecek miyim? diye yazar,
“Evet” cevabını alınca, bir kağıt daha yazar,
“ÖYLEYSE NE HALT ETMEYE ÜZÜLÜYORUM.
Dale Carnagie’nin kitabından
“
HAYAT SÜRAHİSİNİ DOLDURMAK
Bocalamadan, hayatı kurallarına göre oynamak ne mühimmiş, herşeyi yerli yerince yapmak, olumsuzlukları küçük seslerle dinleyip, küçük seslerle konuşmak fakat büyük düşünmek ve hızlı. Kendini tanıyan ve kendini tanıdığı için de kendi tuzaklarına düşmeyen insanlar var ya, onların hayat sürahileri dolmuş ve taşıyor,
Ya ben,
Bu hayat her gün birşeyler öğretiyor. Hiçbirgünü boş değil.
Telaşa düşmeden yürüyebilseydim eğer şu hayat yolunun geçmiş kısmını dedirtiyor insana.
Kaybettiğimi düşündüm yaşadığım geçmiş zamanı.
Yok yok hayır olur mu, O kaybettiğini düşündüğüm zaman şekillindirdi beni ve diğer insanları da,
Son birkaç zamanda şunu anladım ki,
Şu dışarıya bakan kahve beneklerle hayat bana ne verecek diye bakmışım hep.
Oysa NE verebilirim diye bakmak gerekiyormuş meğer.
Bu zamana kadar bizi şekillendiren yaşananlar kayıp değilmiş, Bir sürahinin suyla dolması gibiymiş, DOLMAZSA TAŞMAZMIŞ,
Ben hep ne zaman taşacağımı düşündüm.
Meğer nasıl doldurayım demeliymişim.
YARIŞ NE OLA Kİ?
Ve bir gün sevgi endeksli insan, sevgiye değer verilmesini bekledi. Çok bekledi. Doğumunda verdiği START’ın ancak ÖLÜM’ünde Mutlu Son’la biteceğini biliyordu. İnançlıydı…., bırakmayacaktı yarışı, geriye de dönmeyecekti. Geriye dönmesi demek, onun bu zamana kadar kazandığını yitirmesi demekti. Ve durmayacaktı da. Durmak onun için kayıptı. Sevildiğini de biliyordu. Sevilmeseydi gelir miydi dünyaya. Kararlıydı bitirecekti yarışı. Ama bu yarışta destek de istemiyor değildi. Hani şöyle bir ufacık gülümseme, bir tatlı sevimli bakış gibi, bir el sallayış, birkaç söz gibi. Yarışta yanından gelip geçenler oldu. Temposunu değiştirmedi. Gelip geçenlere gülümsedi. Hırsı yoktu, bunun nedenini bilmiyordu. Ama memnundu. Nasıl başladığını anımsayamadığı yarışın ilk başlarında, o yüreğindeki sevgilerin kıpır kıpır olduğu zamanlarında buruk anları oldu. Her neyse tüm hüzünlere rağmen gülümsemeyi seçmek istedi. O barışı isteyen bir savaşçıydı sadece. Yarışın büyük bir kısmında metanetli bir savaşçı oldu. Katı yürekli sanırdın baksan. Oysa içinde kopan fırtınalarıyla lapa lapa karlar yağan süslü bir fanustu sanki hayatı. İç sıvı dolu ve bakıldığında hep kış hatırlanırdı. Hiç yaz mevsimi yokmuş gibiydi fanusun. Ama sıcacık duygularla bakılırdı böyle manzaralara. O hep kışı yaşasa da etrafına mutluluk dağıtmak isteyen bir sistem olmalıydı kendince.
Evet yarışta, kimseye zarar vermemekti niyeti. Bazen yarışta yolda ihtiyacı olanlara yardım etti ve bu sırada zaman akıp gitti. Umurunda olmadı. Yardım etmek güzeldi. İlk önceleri teşekkür beklemeden yapmış olduğu iyiliklere sonra fiyat biçebildi. Kendini alacaklı bir banker gibi hissediyor, ve alacaklarını istemek onu gücendiriyor, hatta utandırıyordu. Sadece takdir edilmekti belki dileği. Kimse madalya takmadı kendisine yaptıklarından ötürü, böyle birşeyi istemezdi ya. En azından kendisine değer verilsin istiyordu. “İyilik yapanla, yapmayan arasında fark vardı “ diyordu. “Niye aynı kefedeyiz tüm yarıştakilerle. Hatta onlar niye yukarıda benden,” Bir hatası vardı o da biliyordu. Yaptıklarına veya yapmadıklarına dair Karşılık yarış sırasında değil, yarışın sonundaydı. Kendisini bir şekilde geçmiş olan insanlar olabilirdi. Ama daha yarış bitmemişti. Durum her yarışçı için farklı olabilirdi sona kadar. Ve yine sabır gerekiyordu yarış sonuna kadar ona, hep içindeydi zaten sabır, sadece ön plana geçmeliydi. Bir nefes çekti kış bildiği atmosferden. Biraz da yağmur birikmişti gözlerinde ya aldırmadı. Hep böyle olurdu. Daha sonrasını biliyordu. Güneş açardı yağmurdan sonra her zaman içinde kıpırdayan gülüşleri gibi. Ve sırada olan bir etabı bitirmek, ne kadar olgunluk verdiyse kendine, yolun sonunu getirmede de arkadaş olacaktı ona. Bir kez daha düşündü ve güldü. Herkes aynı sırada birbirinden ayrılmadan aynı kulvarda birbirini geçmeden ve geride de kalmadan yarışsalar ne komik olurdu. Sadece gülünç bir eğlence olurdu. Bu kulvardaki yarışçıların hiçbirini de mutlu etmezdi herhalde. Büyük bir karmaşa yaşanırdı. Ve kendisi de mutlu olamazdı. Ve bir olgunluğu daha yakaladı. İleridekilere gülümseyerek bakmayı öğrendi. Kendi yerini bilmekle de değer verdi kendi kendine. “Ben de varım bu yarışta” dedi. Geride kalanlara baktı, halini beğendi. Onlar için üzüldü. Ama yarış bitmemişti ki, sükunete büründü yine. Kış akşamlarının lacivert karanlığı gibi.
20.03.2001-ANKARA